BEN BUNU YAŞAMIŞTIM. 21.02.2014

Sigara yakmış, karanlık içinde uzanıyordum. Tek istediğim azıcık üşümek ve ayın odama hediye ettiği, inceden inceye süzülen ışıkta dumanın dağılışını izlemekti. Duman hafif hafif girdaplı bir yolda ilerleyen sular gibi yerin aksine sadece havaya doğru süzülürken, sigaramdan sağlam bir duman daha alıp, tüm kanımın çekilmesini bekliyordum. Rahatlığıma kavuştuğum yatağımda, yalnızlığımla beraber az daha hafiflemek istiyordum. Sağ tarafımdan sessiz bir şekilde devam eden müzik, sigaramın dumanına ayrı bir ritim katıyor ve düşüncelerimde ise katmanlara sebep oluyordu. Düşüncelerim kat kat artıyor ve durduramadığım bir yolun hiç olmayan ve asla bulunamayacak olan sonuna doğru ilerliyordu. Gelen iki-üç mesaja karşı umursamaz davranıp daha da çok o süzülen dumana basılı kalıp, düşünmeye devam ediyordum. Düşünüyor düşünüyor bir sonuca varamıyor, bazen niye düşündüğümü sorguluyor ve ne düşünüyorum sorusuna aldırmadan düşünmeye devam ediyordum. Arkamda ki pencereden kafama doğru hafifçe süzülen rüzgar, tüm bedenimi yavaştan sarıp daha da üşütüyordü. Hiçbir üşümek bu kadar tatlı, başka bir deyimle ise sıcak gelmemişti.

… Bir ara başaramadığım şeyleri ve isteyipte elde edemediğim şeyleri düşündüm. İnsan başaramadığı şeyler karşısında üzülür veya bir boşlukta hayal kırıklığına karşı rezervasyon yaptırır. O vakit ise aksineydi. Ne üzüntüye dâir küçük bir parça ne de hayal kırıklığımı dolduracak kapkaranlık boşluklar aramıştım. Doğruyu tam dile getirmek gerekirse; içimden gözlerime doğru vuran ve parlaklığını sadece benim hissedebildiğim bir mutluluk vardı. Güzel duygular yalnızlığıma birer birer eş olmuştu. Yalnızlık hiçbir zaman bu kadar ilgi çekici ve mutluluk verici olmamıştı. Yalnızlığımı şahlandırırcasına içten gelen bu mutluluk kara kaplı defterlerde saklanacak düşüncelerime bile olumlu açıdan bakmayı göstermişti. Üzüldüğüm her anla dalga geçebiliyor, dinlediğim her müziği daha da hissediyordum. Yalnızlık bu sefer dile alıpta anlatamayacağım tüm duygular bütünü olmaktan çıkmış ve bir arkadaş gibi kendini bana benimsemişti. Saçlarımı arkaya doğru atıyor, sanki uyuşturucunun verdiği zevkler, duygular gibi büyük bir yoğunluğu dışarıya vuruyordum. Çok güçlü hissediyor, içimden gelipte bitmek bilmeyen üzüntü yok olmuş ve yerine geçen özgüven, aynaları yoksayarak kendimi gösteriyordu. Işte bu ben diyorum; eylemsel olarak gostermesemde haykırıyordum.
Yarına her zamankinden daha ayrı bir gözle bakıp, asla unutmak istemiyordum.

-Tek bir düşünce, üzüntü, üşüme hissiyatı, mutluluk tüm yarınları değiştirebilecek kadar güçlüdür.

2 gün önce yaşadığıma dair.

Şunu anladım ki, bu işin Rus'u ya da Türk'ü yok. Kültür farklı ama insan yine aynı insan. Duygular her toprak üzerinde aynı dilde işliyor. Kısaca demek istiyorum ki ırk, dil ve ya din gibi kavramlarla kendinizi avutmayı bırakın.

İnsanların kendini kandırmasına ne demeli?

Yine pişman olduğunuz da bakalım ben ne yapacağım!